|
msert67
|
 |
« : Mart 26, 2010, 10:01 » |
|
Avrupa Birliği’nin Yunanistan’la birlikte derinleşen krizi, yapısal farklılıkları da ortaya çıkardı. Bunların en başında gelen olgu, ülkeler arası rekabet farklılıklarının ayrışması idi.
Son 10 yılda, özellikle ortak paraya geçerek ‘aynı çatı’ altına giren Avrupa Birliği ülkelerinde temel bir ayrışma ortaya çıktı; bir tarafta, birim işgücü maliyetinin nerdeyse yatay seyrettiği Almanya. Diğer tarafta ise görece hızlı ücret artışı yaşanan ‘Akdeniz kuşağı’ ülkeler. Peki, neden bu ayrışma bugün masaya yatırılıyor? Nedeni basit; başta Yunanistan olmak üzere AB’nin ‘Akdeniz kuşağı’ ciddi bir borç krizi içinde. Ortak para avronun içinde yer aldıkları için paralarının değer kaybetmesiyle bir düzeltme de yapamıyorlar. Bu ülkelerin rekabet güçlerini kazanabilmesinin tek bir yolu kalıyor: Gelirlerinin küçülmesi, deflasyon. Bu ülkelerde, birim işgücü maliyetlerinin zaman içinde gerilemesi söz konusu olacak.
İşte şimdi, AB içinde Almanya ve Akdeniz kuşağını karşı karşıya getiren olguların başında da bu geliyor. Almanya’nın iç talebi destekleyerek, işgücü maliyetini artırması, enflasyon yaratması fikri artık açıkça dile getirilir hale geldi. Fransa bile, ‘ticaret fazlası veren komşularımız bunu biraz azaltsınlar’ diyerek Almanya’dan yarar beklediğini açıkça ifade etti. Almanya’da yüzde 1’lik bir büyümenin Fransa’ya yüzde 0.2’lik büyüme biçiminde yansıdığı not ediliyor.
Oysa Almanya’nın karşı ‘kampında’ yer alan ve ağırlıkla Akdeniz kuşağı ülkelerde durum tersi. Bu ülkeler zaten açık veriyorlar. Açıklarının daha da artması söz konusu. Bu ülkelerde son 10 yılda işgücü maliyetlerine dayalı rekabet endeksleri, Almanya’daki artışın üç katı oranında artmış durumda. Almanya’nın Akdeniz kuşağı ülkelere önerdiği ise esneklik ve maliyet avantajı getirecek bir işgücü piyasası reformu yapmaları.
Ayrıca, Almanya’nın bu ülkelere açıklarını azaltacak sıkı mali disiplin ve borç yükünü kontrolü önerdiğini, bunun da bu ülkelere tekrar daralma ve deflasyon getireceği, bunun da ücretleri aşağı çekeceği çok açık.
2008 Ekim ayında ABD’de derinleşen krizin, giderek küresel hal almasıyla AB ülkelerinde de genişletici bütçe politikası önlemleri devreye girmişti. 2009 Temmuz ayından bu yana ise ‘çıkış stratejisi’ konuşuluyordu. Ancak ‘çıkışın’ o kadar kolay olmadığı ve açmazları da ortada.
Özellikle AB’nin Akdeniz kuşağı, krizden çıkamadan; itibar sağlamak ve batmamak için daha daraltıcı politikaları uygulamak zorunda kalıyorlar. İşte bu noktada, Akdeniz kuşağı; ‘AB çerçevesinde kurtarılmayı’ istiyor. AB politikasında belirleyici olan Almanya ise ‘kendi rekabet gücünüzü ortak para değer kaybetmeden siz oluşturun’ diyor.
Hem maliye politikasında, hem de reformlar konusunda Almanya’nın katı tutumu, nihai hedefi ‘siyasal birlik’ olan AB’nin iki kuşak ülke grubunu kutuplaştırıyor. Bir tarafta, işgücü piyasasında sancılı reformları sosyal demokrat Schröder hükümeti zamanında yapan ve son 10 yılda nerdeyse yatay seyreden işgücü maliyetleriyle rekabet üstünlüğü, ihracat avantajı ve yüklü dış ticaret fazlası avantajına sahip bir Almanya.
Diğer tarafta ise AB üyesi ve dahi ortak para sisteminin içinde yer alarak yıllarca ‘ortak para kalkanı’ altında, fazla da bir ‘bedel’ ödemeden AB’nin nimetlerini en çoklayarak refah artışı sağlayan Akdeniz kuşağı ülkeler.
AB içindeki ‘balayı’ bitti. Krizle birlikte ‘evdeki hesaplaşma’ başladı.
Almanya gibi yaşlanan bir nüfus yapısına sahip olan ve de bununla ilintili olarak sürdürülebilirliği olmayan iç talebe dayanan bir model yerine ihracata dayalı bir model kurgulayan ülke, bedelini ödediği reformları geriye çevirmek ve de bu avantajını kaybetmek istemiyor. İşte AB içindeki çok temel bir kutuplaşmanın odak noktalarından biri de bu.
|