|
Economist
|
 |
« : Eylül 29, 2009, 12:31 » |
|
Birinci tespit, kriz sırasında gerçekleşen küresel koordinasyonun dünyayı resesyondan çıkararak ilk ve en önemli amacına ulaştığı ancak ülkeler özelinde toparlanmalar farklı güçte olacağından küresel koordinasyonun aynı etkinlikte ileride de kullanılmasını beklemediğim yönündeydi.
İkinci tespitim ise finansal sistem için düşünülen yeni düzenleme ve sınırlamalar için tercih edilecek dozun, gelecek yıllarda finans piyasalarındaki akışkanlık, hacim, oynaklık gibi niteliksel unsurlar ve piyasa oyuncularının risk iştahı ve davranış tarzları gibi diğer etkenler açısından önemli yansımaları olmasını beklediğim şeklindeydi. G-20 Zirvesi'nin ortak bildirgesinde, bunun yumuşak bir geçişle olmasının tercih edildiğini izlemekteyim. Taslak bildirgeye göre uluslararası bankalar 2012 yılı sonuna kadar banka sermayelerinin kalite ve miktarını iyileştirecek ve aşırı kaldıraç (borçlanma) kullanımını sınırlayacak yeni kuralları uygulamaya başlayacaklar denildi.
Bizde riskler aşağı yönlü Merkez bankalarının çıkış stratejilerinin ilk adımı olması beklenen niceliksel gevşemenin (tahvil alımı) kademeli olarak kaldırılacağına yönelik takvimin ABD Merkez Bankası (FED) tarafından açıklanması, her ne kadar beklenen doğrultuda bir hareket olsa da gerilimi artırmaya yetmiştir. Ancak bu durum ABD uzun vadeli tahvil getirilerine yükseliş yönünde belirgin olarak (şu anda yüzde 3,4 olan getirinin yüzde 4 seviyesini aşması gibi) yansımadıkça, piyasanın geçici bir eğilimi olarak görmeye devam edeceğim. Bizde ise gösterge tahvil getirisinin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) indirimlere devam sinyaliyle yeni tarihi düşük seviyesi olan yüzde 8,5'e doğru yöneldiği, Türkiye'nin risk primi (EMBI+) ile düzeltilmiş politika reel faizinin ise yüzde -1,5 ile negatif bölgede kalmayı sürdürdüğü izlenmektedir. Gelinen bu seviyelerin dip olup olmadığı, Merkez Bankası'nın ekonomik aktivitedeki mevcut toparlanmayı nasıl gördüğü, açıklanan Orta Vadeli Program'ı (OVP) nasıl değerlendirdiği ve Uluslararası Para Fonu (IMF) destekli bir program uygulanmaması durumundaki B planının içerdikleri gibi unsurlara bağlı olacaktır. Olayı böyle koyduğumuzda ise TCMB toparlanmayı yavaş ve kademeli gördüğüne göre ve B planının likidite desteklerini kalıcı hale getirecek tahvil alımlarını içerdiğini bildiğimize göre burada riskler aşağı yönlü olmaya devam edecek diyebilirim.
|