Homo Economicus Krizus!
‘İhtiyaçlar sonsuzdur, imkanlarsa…’ diye başlayan bir başka tanım vardı hani. İşte o tanımın metastaz yaparak, arsızca, kontrolsüzce bölünerek, çoğalarak geldiği son aşamanın yerlisi kriz….
İSMAİL SERT
http://www.radikal.com.trKrizi konuşan profesyoneller, bazen kendi aralarında geliştirdikleri, kendilerine özel dilin dalgasına kapılıp bizim anlam sahilimizden uzaklaşıyorlar. Ben yine de onları takip ediyor, bu kadar çok sayının arasından yol bulmaya çalışmalarını şaşkınlıkla izliyorum. Anlamanın kritik eşiğine geldiğimde bile vazgeçmiyor, el kol hareketlerinden, yüz ifadelerinden bir sonuç çıkarmaya çabalıyorum.
Bütün bu gayretlerimin sonunun hüsranla bittiği de oluyor. Ya kriz izah’sız, ya da ben anlamıyorum!
Bazen de kendi aralarında öyle esastan çatışıyorlar ki; ekonomik krizden önce kriz teorilerinin krizinin yaşandığına ikna oluyorum. ‘İzahsız kriz’in daha yıkıcı olmasından korkuyorum böyle zamanlarda. Nereden, nasıl geldiği belli olmayan krizin daha sarsıcı etkiler doğurmasından endişe ediyorum. Çünkü “ne yaparsak kriz olmaz?” sorusu cevaplanmamış oluyor. Hatta bu soru gündeme bile gelmiyor.
İşte o zaman doğal afetlerden söz ederken kullandığımız dilin sınırları içinde hapsolduğumuzu fark ediyorum. Daralıyorum.
Oysa ben akut aşaması, sıcak dönemi geçtikten sonra kriz üzerine herkesin görüş belirtmesinden yanayım. Bu konuda hepimizin söyleyeceklerinin olduğunu, toplam ve nihai izaha her birimizin katkıda bulunabileceğini düşünüyorum. Profesyoneller teorilerini tüketici davranışları üzerine bina ettiklerine göre, para alıp ekmek satan-para verip ekmek satın alan herkesin kriz üzerine bir dilim de olsa sözü vardır.
Seyyar simit satıcılarının da: Kim bilir üç ayaklı sehpalarının yalınlığında ve sağlamlığında, ne ilginç fikirleri vardır. Sehpaları ile tepsileri arasında dünyayı taşıyor gibi izahlar yaparlar da şaşar kalırız.
Mimarların da: Kim bilir ne yapısal (!) yaklaşımları, direkli, tonozlu, çatılı, kubbeli izahları; kapılı, pencereli, merdivenli, kat kat çözümleri olacaktır.
Ev hanımlarının da: Tencerenin dibinin tutmaması için yöntem geliştirdiklerine göre, dünyanın dibi ile tencereninki birbirine benzediğine göre…!?
Para verip ekmek alma-para alıp ekmek verme standardından da vazgeçebiliriz. Madem kriz herkesi etkiliyor, etkileme mesafesinde duruyor: Öyleyse herkes konuşabilir. Herkesi konuşturalım. Kimin ne kaybı olur?
Ben işte bu kategoriden söz almak istiyorum. Belki romantik kaçacak tavrım, belki naif bulacaksınız. Sözlerimin yeni bir kriz dalgası başlatma ihtimali kesinlikle sıfır olduğuna göre rahat konuşabilirim.
İlk tespitim, krizin bana hiç de geçici görünmediğine dair. Maalesef kalıcı bir krizle karşı karşıyayız. Nezle gibi, grip gibi değil. Olsa olsa şeker hastalığına, damar hastalıklarına benzetilebilir. Doktorlar hep aynı cümleyi kuruyor, “Bu hastalıkla yaşamayı öğreneceksiniz.” diyorlar ya, işte öyle.
Geçici olmayan kriz gezici de değil bana göre. Uğrayacağı yerleri sırayla ziyaret etmiyor. Bütün dünyayı kapsıyor/kapsamış zaten.
Görmeli ve kabul etmeliyiz ki; Sürekli kriz dünyasında yaşıyoruz artık. ‘Krizsiz olamayacak’ bir dünyada…! Kriz artık dünyanın tanımına dahil, hamurunun içinde. Dedim ya; bana göre…
Kriz, homo economicus tanımının geldiği son noktayı yurt edindi. ‘En az çaba ile en yüksek faydayı elde etmeye çalışmak…’ tanımının geniş düzlüğüne kurdu hükümranlığını.
‘İhtiyaçlar sonsuzdur, imkanlarsa…’ diye başlayan bir başka tanım vardı hani. İşte o tanımın metastaz yaparak, arsızca, kontrolsüzce bölünerek, çoğalarak geldiği son aşamanın yerlisi kriz.
Çıkarlarımızın küçülttüğümüz dünyadan büyük hale gelmesinin krizi bu.
Menfaatlerimizin etrafına güvenlik çemberleri örüp genişlettik ya, bu yeni halimizle dünyaya sığmıyoruz artık. Sıkışıklıkta, mecburiyetten dokunuyoruz ya birbirimize; vücut kimyamız kriz için iletken işlevi görüyor.
Dünyada ekonomik doğrularımızı koyacak yerimiz kalmadı. Ben kendi doğrumu senin doğrunun üzerine koyabiliyorum ancak. Senin çıkarın benin çıkarımın ayağına basıyor en iyimser ihtimalle. Bilgi çoğaldıkça, haber ağları arttıkça ekonomik kararlarımız hız kazanıyor, keskinleşiyor. Her gelişmeyi tehdit olarak algılayabiliyoruz kolaylıkla.
Yaşadıklarımızı, söylenenleri, her gelişmeyi, her olayı peş peşe gelen sorularla ekonomik açıdan analiz ediyoruz; ‘Bunun benim yatırımıma etkisi ne olacak?’ Yatırım dediğimizin dünya ekonomisiyle kıyaslandığında, ‘küçücük fıçıcık/mini minnacık’ olması gerçeği değiştirmiyor.
Pozisyonum (!) ne olmalı ki; en karlı ben olayım? Dalga en üste beni çıkarmalı!
Artık bir cebimizde ‘cebimiz’, diğer cebimizde hesap makinemiz. ‘Cebimiz’le sorulacakları sorup, cevapları hesap makinemizden alıyoruz. Cep telefonu ile hesap yaptığımız da oluyor, hesap makinesiyle konuştuğumuz da…
Artık herkes homo economicus krizus: “izahsız-çözümsüz krizlerin insanı”