|
msert67
|
 |
« : Mart 03, 2010, 10:07 » |
|
Bu yazının çıktığı gün, şubat ayı enflasyon oranları açıklanmış olacak ve beklentinin çok altında bir rakam gelmediği durumda, manşet enflasyon dikkati çekecek ölçüde yükselecektir.
Büyük olasılıkla bunun piyasa faizlerine etkisi sınırlı kalacaktır, zira belli bir süre için Merkez Bankası'ndan sert bir aksiyon beklenmemektedir. Ayrıca gıda-dışı enflasyon ön plana çıkarılacak ve birkaç gün içinde konu unutulacaktır. Ama şimdilik. Gıda fiyatlarının mevsimsel etkilerle düşme sürecine girecek olması ve belki de et fiyatlarının zirveden geri dönerek normalleşmesi, enflasyonda aşağı yönlü riskleri artırsa da bunun büyük bir kısmı enerji fiyatlarındaki artış ve içeride zam yapma ihtiyacı ile dengelenecektir.
Avrupa'da düşük büyüme
Geçen hafta başlayan ve ülke gündemini tamamen siyasete odaklayan durum karşısında piyasanın ilk başta verdiği tepki çok sert olmuş ancak oldukça çabuk yatışmıştır. Benim görüşüme göre bunda yurtiçi gelişmeler dışında yurtdışı gelişmeler daha fazla etkili olmuştur. Eğer bu önerme doğruysa, önümüzdeki dönemde Türk finansal piyasaları ve ekonomisi için riskler biraz daha artmış olabilir.
Avrupa'da Yunanistan'la ilgili riskler kanımca bir şekilde azaltılacak ya da ertelenebilecektir. Ama bunu başka risklerin takip etmeyeceğini söylemek mümkün değildir. Kanımca asıl önemli olan kısa vadeli oynaklıklar dışında büyük resimdeki sorunlardır. Bu sene için Avrupa genelinde, özellikle Almanya özelinde ekonomik büyüme sene başındaki beklentilere göre daha düşük çıkabilecektir ve önümüzdeki günlerde tahminlerin aşağı çekilmesi hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Mesela Almanya'da en son açıklanan Ifo endeksi şubat ayında beklentilerin aksine düşüş göstermiştir.
Amerika'da yüksek faiz
Buna karşın Amerika'dan gelen veriler o kadar kötü olmasa da hem ülkede borçlanma ihtiyacının artması hem de enflasyonist sinyallerin güçlenme ihtimali ve parasal genişlemenin belli ölçüde kısılacak olması, uzun vadeli faizlerin yukarı gitme olasılığını artırmaktadır. Şu an yüzde 3,6 olan 10 yıllık Amerikan tahvil faizlerinin sene sonuna doğru yüzde 5,5 seviyesine yükselmesi karşısında, gelişmekte olan ülkelerin faizleri bugünkü seviyeleri koruyabilecek midir? Hiç sanmıyorum.
Zaten Çin ile başlayan parasal sıkılaştırma önlemlerini yakında Brezilya ve diğer gelişmekte olan ülkelerde de göreceğiz. İçeride son günlerde gelen veriler de büyüme konusunda şüpheleri artıracak niteliktedir. Şubat ayı için açıklanan PMI, yani satın alma yöneticileri endeksi, iki aylık yükselişin ardından düşüşe geçmiş ve mevsimsel etkilerden arındırılmış halde 50,9 gibi kritik bir seviyeye düşmüştür. Geçen sene mayıs ayı ile beraber kritik eşik olan 50 seviyesinin üzerine çıkan endeksin yeniden düşüşünde üç ana nedenin etkili olduğu görülmektedir. Bunlar üretimde azalma, üretim için verilen yeni siparişlerin düşmesi ve istihdamda azalıştır. Eğer mart ve nisan aylarında belirgin bir toparlama görülmezse ilerisi için büyüme beklentilerinin aşağı çekilmesi gerekebilir. Bu arada sanayi üretiminde ocak ayında güçlü bir büyüme görülmesi yüksek olasılıktır ancak daha önceleri de belirttiğim gibi bunun sebebi baz etkisi kaynaklı olacak ve genel olarak güçlü büyüme dinamiklerini yansıtmayacaktır. Son olarak CNBC-e'nin açıklamış olduğu Tüketici Güven Endeksi şubat ayında 91,59 ile bir önceki aya göre yüzde 0,4 oranında gerilemiştir.
Hazine Müsteşarlığı sağ olsun
Yukarıda bahsettiğim gelişmelerin yanında son günlerde olumlu bir gelişme de olmuştur: Hazine Müsteşarlığı, yaptığı açıklama ile mart-nisan aylarını kapsayan dönemde iç borç çevirme oranını yaklaşık yüzde 80 seviyesine indirmeyi planladığını açıklamıştır. Daha önce yapılan borçlanma hedefleri yaklaşık 3.7 milyar lira azaltılmış ve daha da önemlisi mayıs ayı için borç çevirme oranı yüzde 60 seviyesine düşürülmüştür.
Hazine Müsteşarlığı, her zaman olduğu gibi, doğru zamanda doğru hareketi yapmış ve faizlerin hem iç hem de dış etkiler yüzünden yükselme ihtimalini azaltmak için aksiyonda bulunmuştur. Kanımca işlerin düzelmesi durumunda ve yeterli talep görülürse borç çevirme oranı hedeflenen seviyelerin üzerine çıkabilecektir. Ama hangi açıdan bakılırsa bakılsın, alınan önlem önemlidir.
Sonuç olarak, dış piyasalarda ve özellikle ekonomik görünümde belirsizlikler yeniden artışa geçmiştir. İhracatın büyümesinin büyük ölçüde Avrupa'da büyümeye endeksli olduğu, içeride sabit sermaye oluşumunun dış finansman ve yurtdışı doğrudan yatırıma bağlı olduğu düşünüldüğünde, mali politika, yapısal reformlar ve tüketici güveni konusunda atılması gereken adımların gecikmemesi daha da önem kazanmıştır.
|